Türk Tarihinin En Önemli Olayları, Tarih Kitaplarına Geçmiş Bilgiler

Türk tarihinin en önemli olayları, Tarih kitaplarına geçmiş olaylar; Çanakkale Savaşı, İstanbul'un Fethi, Malazgirt Savaşı, Talas savaşı, Kavimler göçü vb.

Türk Tarihinin En Önemli Olayları, Tarih Kitaplarına Geçmiş Bilgiler

Türk Tarihinin Önemli Olayı; ÇANAKKALE SAVAŞI

18 Mart Çanakkale Savaşı tarihin en büyük zaferlerinden biridir. Gelibolu Yarımadası'nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında gerçekleşmiştir. 18 Mart 1915 yılında başlamış, 9 Ocak 1916 tarihinde sona ermiştir. 

Her ne kadar teşebbüsün muvaffak olabilmesi için, deniz ve kara kuvvetlerinin birlikte hareket etmesi ve darbenin bir baskın şeklinde olması gerektiğini ileri sürenler olmuşsa da, Çanakkale seferine, donanmanın boğazı zorlaması ile başlanmış, bunda muvaffak olunamayınca, tahkîmâtı karadan düşürmeye teşebbüs edilmiş, yakın Balkan harbinin intibâlarına dayanılarak, Türklerin ciddî bir mukâvemette bulunamayacakları farz olunmuştu. 

Bu tahmînlerin ne kadar yanlış olduğu çabuk meydana çıktı ve İngilizlerin “Gelibolu seferi” dedikleri Çanakkale Savaşları, 1915 yılında, buraya sevk edilen itilâf kuvvetlerinin süratle yıpranarak, geri çekilmeleri ile sona erdi. 

Türk Tarihinin Önemli Olayı; İSTANBULUN FETHİ

İstanbul'un Fethi 29 Mayıs 1453 tarihinde dönemin Osmanlı padişahı 21 yaşındaki Fatih Sultan Mehmet (Sultan 2. Mehmet) ve komutasındaki Yeniçeri Ordusu tarafından gerçekleştirilmiştir.

İstanbul'un Fethi'nin ardından Osmanlı İmparatorluğu'nun yeni başkenti İstanbul olmuştur. İstanbul'un Fethi ile beraber 1500 yıllık Roma İmparatorluğu'nun devamı olan Bizans İmparatorluğu parçalanmış ve kentte Hristiyan dünyasına göç başlamıştır. İstanbul'un Fethi ayrıca Orta Çağ'ın sona erdiği ve Yeni Çağ'ın başladığı gündür.

İstanbul'un Fethi askeri tarih açısından da son derece büyük önem taşır. Antik çağlardan o döneme kadar surlar ve kent duvarları, şehirleri işgale karşı koruyan en büyük savunma araçlarıydı. Fakat savaş sırasında karabarut kullanan Osmanlı Ordusu, surları yıkmayı başardı. 

Türk Tarihinin Önemli Olayı; MALAZGİRT MEYDAN SAVAŞI

Türklerin Anadolu’ya düzenledikleri akınları durdurmak isteyen Bizans İmparatoru Romanus Diogenes’in, 200.000 kişilik bir orduyla 13 Mart 1071’de İstanbul’dan yola çıkıp, yolu üstündeki yerleri yakıp yıkarak ilerlediğini haber alan Selçuklu Sultanı Alparslan, Halep’ten ayrılarak 50.000 kişilik bir orduyla Ahlat’a ulaştı.

Bizans öncü kuvvetleri ile Sanduk komutasındaki Türk birlikleri arasında yapılan ilk çarpışmada (24 Mart 1071) Bizans birlikleri yenilgiye uğratıldıysa da, Bizans ordusunun Malazgirt’e girerek yakıp yıktığını haber alan Alparslan, Romanus Diogenes’e barış önerisinde bulundu. 24 Ağustos 1071’de ret yanıtı alınca, hızla Malazgirt’e yürüdü ve iki ordu Malazgirt’te Rahva ovasında karşı karşıya geldi. Sultan Alparslan, Türk savaş sistemini uygulamıştı. 

Orduyu ikiye ayırmış, kendisi bir kısım ile düşman karşısında yer alırken, daha büyük bir kısmı da, kaynaklarda “Tranges” adıyla geçen bir kumandanın emrine vererek, pusu kurmasını emretmişti. Kendisine pusu kurma görevi verilmiş olan Selçuklu kumandanı emrindeki kuvvetleri dörde ayırdı ve her birini bir tepenin arkasına gizledi; ayrıca keşif kolları meydana getirdi. Onun pusudakilere verdiği talimat, sırası gelince düşman kıt’alarını kuşatmak ve her taraftan ok yağmuruna tutmaktı.

Savaşa Selçuklular başladı. Süvarilerinin ok yağmuru altında kaldığını gören Bizans ordusu, onları savunmak üzere ilerledi. Selçuklu ordusu kaçıyor gibi göründü ve çekilmeye başladı. Fakat Bizans ordusu pusudaki Türk kıt’alarının ani hücumları yüzünden ağır zayiata uğradı. Artık meydan savaşının kaçınılmaz olduğunu anlayan Romanus Diogenes, herhangi bir yerde Türk yaya kıt’aları bulmak ve mağlup etmek ümidiyle emrindeki piyade kuvvetleriyle beraber ilerledi.

Fakat Türkler, Türk savaş taktiği gereğince, toplanacak yerde sağa sola dağılıyorlardı. Böylece fırsat bulur bulmaz ansızın “Allah Allah!” nâralarıyla tekrar görünüyor, hücum ediyorlardı. Bu suretle Selçuklu askerleri Bizans sağ cenahını kaçmaya mecbur etti. Hatta bu durum Bizans geri hattının da çekilmesine sebep oldu. İlk kuşatılan hat ise, bizzat İmparator’un kumanda ettiği merkez hattıdır. Çünkü o, bir anda kendisinin ve emrindekilerin her taraftan ok ve taş yağmuruna tutulduklarını gördü. Diogenes bu ana kadar bozulmayan sol cenahı yardımına çağırmak istedi. Fakat İslam askerleri buna da mâni oldular. 

Bizans ordusunun arkasına geçen ve sol cenahı da kuşatmaya başlayan Selçuklu askerleri, bu tarafı da bozguna uğratarak kaçmaya mecbur ettiler. Böylece tamamen tecrit edilen ve takviye kuvvetlerinden de mahrum kalan Bizans İmparatoru, esir düşünceye kadar elinde kılıç çarpışmaya devam etti. Kuşatılmış olan imparator, nihayet elinden yaralandı. 

Bu sırada o, elbiselerinden ve kafasındaki tolgadan tanındı. Bir okla vurulan atı kendisiyle beraber yere yıkıldı. Savaş, Cuma günü öğleden sonra başlamış ve akşama kadar bitmişse de, düşmanı takibe gece de devam edilmiştir. Hatta tam temizleme hareketi ertesi akşama kadar devam etmiştir. Savaş çok şiddetli olmuş, düşman askerlerinin çoğu öldürülmüş, başta Bizans İmparatoru ve birçok kumandanları olduğu halde bir kısmı da esir edilmiş, pek az bir kısmı oraya buraya kaçarak canlarını kurtarabilmiştir. Elde edilen ganimetin ise rakamla ifadesi mümkün değildir. 

Tarih boyunca ilk defa bir Bizans İmparatoru Müslüman bir Sultan’ın eline esir düşüyordu. Esir alma şerefi de, Müslüman Selçuklu Türklerine ve onun kahraman Sultanı Alparslan’a nasip oluyordu. 

Muharebeyi bitmiş sayan Alparslan, çadırına çekilmişti. Kaçanları ordusu ile bizzat takip etmiş olan Sultan, yorgunluğunu gidermeye pek vakit bulamadı çünkü, henüz çadırına girmişti ki, kumandanlarından Güherâyîn huzuruna gelerek, kölelerinden birinin Bizans İmparatorunu esir etmiş olduğu haberini verdi ve “Yüce Allahım, Rum İmparatorunu onun eliyle esir ettirdi” dedi.

Sultan, bu köleyi taltif etti, hil’atledi ve onu has adamlarından biri yaptı. Sultan, zincire vurulmuş Bizans İmparatorunu huzuruna getirtti. Diogenes huzura getirildiğinde utanmaktan başını kaldıramıyordu. Alparslan onu nezaketle kabul etti, oturttu, gönlünü aldı. İmparator, savaş öncesi 200.000 kişilik muazzam ordusunun Türkleri muhakkak yeneceğine inandığını itiraf etti. 

Türk Tarihinin Önemli Olayı; TALAS SAVAŞI

İlk müttefik Türk ve İslam orduları ile Çin ordusu arasında yapılan meydan savaşı. İslamiyet’i henüz kabul etmeyen Türklerin, Orta Asya’da İslâm dînini tanıtıp yayan Araplarla birlikte, Çinlilere karşı, Talas’ta yaptıkları bu savaş, sebep ve sonuçları bakımından çok önemlidir.

Göktürk İmparatorluğu’nu yıkmış olan Çin’in başındaki Tang Sülâlesi (618-906) devrinde İmparator Hivang-Çang (713-755), Türk Hanoğulları’nın hâkimiyetindeki Şaş/Taşkent şehrini ele geçirmek istedi. Bu gayeyle Taşkent Seferine çıkan Kuça Valisi Kao Sien-tche çok geçmeden Taşkent hükümdarı Bagatur-tudun’u esir alarak Çin İmparatoruna gönderdi.

Bagatur-tudun’un öldürülmesi üzerine oğlu Tüen-en, başta Karluklar olmak üzere bölgedeki Türk boylarını Çin’e karşı birlikte harekete çağırdı. Ancak Göktürklerin yıkılmasından sonra henüz birliğini kuramamış olan Türkler, Çin kuvvetleriyle tek başlarına mücadele edemeyeceklerini bildikleri için Abbasîlerden yardım istediler. Ziyad bin Sâlih kumandasında gelen İslam ordusu, yardımcı Türk kuvvetleriyle birleşti.

Bunu haber alan Çin komutanı Kao Sien-tche de 100 000 kişilik orduyla, Talas şehrine geldi ve burada müttefik kuvvetlerle karşılaştı. 751 yılı Temmuzunda başlayan savaş, pek şiddetli bir şekilde beş gün devam etti. Savaşın son gününde Çin kuvvetlerinin arkasına sarkan Karluklar, düşmana ağır bir darbe indirdiler. Kao Sien-tche az bir kuvvetle canını zor kurtarabildi. Savaşta Çinliler, elli bin ölü ve yirmi bin esir verdiler.

Talas Savaşı’nın zaferle neticelenmesi; Türk, Çin, İslam ve dünya tarihiyle medeniyetinde çok önemli tesirler bıraktı. Çinliler Talas yenilgisinden sonra 20. yüzyıla kadar, Tanrı Dağları (Tiyenşan) batısına geçemediler. Batı Türkistan, Çin tehlikesinden kurtuldu.

Karluklar, Talas Savaşı’nın kazanılmasından on beş yıl sonra, 766 tarihinde, Tanrı Dağları batısında ve Çu Irmağı boylarında müstakil Türk devleti kurdular. Türkistan’daki Kamlık (Şamanlık), Buda ve Mani dinlerindeki yerli ve göçebe Türklerle Müslümanlar arasında, serbest ticaret, dostluk ve iyi münasebetler başladı. Türkler, Müslümanlarla tanışıp, İslam dînini yakından tanıma imkânına kavuştular. İslam dîninin üstün esasları, mütekâmil hâli, Türklerin kitleler halinde Müslüman olmalarına sebep oldu. İslam medeniyet dairesine, Orta Asya’da, binlerce Türk girdi.

Türkler, kâğıt yapmasını Araplara öğretti. Semerkand’daki imalathânelerde yapılan ipekten kâğıtlar, Orta Doğu ve Akdeniz’e yayıldı. Müslüman Araplar, hakimiyetlerindeki bölgelerden öğrendikleri kâğıdı imal ederek medeniyetin bütün dünyada hızla yayılmasına hizmet ettiler.

Türk Tarihinin Önemli Olayı; KAVİMLER GÖÇÜ

Çiçi’ye bağlı Batı Hunları Çin’in ve Doğu Hunlarının baskısıyla Aral Gölü civarına göç etmişlerdi. Burada 200 sene hayatlarını sürdüren Batı Hunlarının nüfusları arttı. Toprakları yetersiz kalmaya başladı ve başka Türk Boylarının katılmasıyla güçlendiler. MS. 374 yılında Volga (İtil) nehrini aşarak Batı’ya (Avrupa’ya) doğru ilerlemeye başladılar.

Türklerin bu ilerlemeleri karşısında önlerinde bulunan Vizigot, Ostrogot, Vandal, Sakson, Frank, Germen gibi birçok kavim hareketlenerek Türklerden kaçmaya başladılar. Böylece Batı Hun Türklerinin, sebep olduğu bu olaya tarihte Kavimler Göçü adı verilir (375).

Kavimler Göçü’nün Sonuçları Nelerdir

1) Roma İmparatorluğu; Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olmak üzere ikiye ayrıldı (395). Batı Roma İmparatorluğu 476 yılında bu Germen kavimleri tarafından yıkıldı.
2) Avrupa’nın etnik yapısı değişti. (Germen kavimlerinin Avrupa’daki yerli kavimlerle karışması sonucu yeni milletler ortaya çıktı.)
3) Türkler Avrupa’da Avrupa Hun İmparatorluğu’nu kurdular.
4) İngiltere, Fransa gibi Avrupa devletlerinin temeli atıldı.
5) Avrupa’da Feodalite (Derebeylik) rejimi ortaya çıktı.
6) İlk çağ kapandı, Ortaçağ başladı.